[ˈsʊ.iː ˈɡɛnɛrɪs]) has a meaning "of its own kind/genus" and hence "unique in its characteristics". The term is widely used to refer to (1) philosophy, when a concept is not available; (2) biology, when a species does not fit into a genus which includes other species; (3) law, when a special and unique interpretation of a case or authority is found to be necessary; (4) politics and societal norms, where there is no real authority perceived.
5/24/2013
bunun adı yok, bunun adı çok.
Yara aldım. Çok yara aldım. Sonra hepsini kendi kendime sardım. Sarmak zorunda kaldım. Derdi açanda derman bulmak kısmet olmadı hiç.
Hep ‘ben’ demeyi seven insanlar tanıdım. ‘Anlıyorum’ demediler bana hiç ‘anlıyor musun?’ dediler. Anlıyorum diyen de anlamadı zaten.
Yeri geldi acı çekmeyi sevdim. O kadar sahte insanlar tanıdım ki, gözlerimin içine baka baka yalan söyleyeceğine kalbimi paramparça etsin ama doğruyu söylesin istedim. Söyleyeni sevdim, o acıyı sevdim. Sevmek zorundaydım çünkü. Elimde hiç değilse tek bir doğru vardı. ‘Dürüstlük’
Karanlık gündüzler yaşadım. Geceler gündüz oldu bana. Sağımı solumu kaybettim. Aynaya baktım, kendimi tanımadım. Ama ne olursa olsun, hayatımın her döneminde tek bir doğrum vardı. ‘Dürüstlük’
Bakma, ben de çok kalp kırdım. Dürüsttüm, ölümüne dürüsttüm. Bu yüzden çok kaybettim, çok üzdüm. Babamın en sevmediği huyunu almıştım işte. Dürüstlük. Herkes seni sevsin diye yavşak olmalıydın çünkü. Herkes beni sevsin isterdim elbette ama yavşak olacağıma düşmanım olsun daha iyi dedim. Hiç pişman olmadım. Yavşak olmadım.
Kalbimde ne varsa dilime döktüm. Belki de böyle ayakta durdum. Böyle hayatta kaldım. Düşündükçe üzüldüğüm zamanlar oldu ama hiç kalbimi acıtmadı sonraları.
Sakinledim, sadeleştim. Tam da olmak istediğim gibi.
Sonra bi zeytin gözlü sevdim. Aylar sonra bile bir bakışıyla içimi titretebilen bi adam sevdim. Çok sevdim.
Ben hayatım boyunca istediğim her şeye sahip oldum.
Sonra bi baktım birine ait olmuşum ve o adama ait olmak dünyada sahip olunabilecek en güzel şeymiş.
Geceleri çok düşündüm. Onu düşündüm, kendimi düşündüm.
Bir hayatım daha olsaydı.
Bi şansım daha olsaydı eminim.
Yine onu severdim.
böyle bi erkek hiç yaratılmadı.
Erkek olsaydım, sevdiğim kadın dolabını açtığında ‘sen her halinle güzelsin’ yazısıyla karşılaşırdı.
Evdeyim diye yalan söyleyip 10 dakika sonra aşağıda seni bekliyorum diye mesaj atardım.
Onu sadece 1 saat görebileceğimi de bilsem onu düşünerek yollara düşerdim.
Ağlatmazdım. Ağlıyorsa tutup göğsüme basardım.
Onu sevdiğimi ona sürekli söyler, hatırlatırdım.
Sorunlarımız olduğunda kestirip atmak yerine sarılır, geçecek hepsi derdim.
Haftasonu planımızı yaptım, sen yanına bir şeyler al sadece derdim.
Kalbini paramparça edeceğimi de bilsem, onu kandırmak yerine her şeyin gerçeğini delikanlı gibi söylerdim.
Bi sebepten erkek olmadım. Böyle bi erkek olsaydım eğer, beni tanıyan kadın benden sonra kimseyle mutlu olamazdı.
Belki de bu sebepten böyle bir erkek hiç yaratılmadı.
öyle değil.
Çok sevmek ne demek biliyor musun?
Bencil olmamak demek mesela. Her anlamda.
Sen her şeyini paylaştığın, onun mutluluğu için
elinden geleni yaptığın insanı en zor durumda bencilliğinle üzmeye devam edersen.. Kusura bakma canım benim, o dediğin sevgi değil takıntı. Hep yanında olsun istemen senin bencilliğin o saatten sonrası.
Ne mi diyorum?
Onu üzdüğünü bile bile sırf yanında olsun diye yanında kalmasını istemen. Onun ideallerine, geleceğine uygun olmadığını göre göre kendi doğrularınla yaşatmaya çalışman. Evet biliyorum bunu ilişki içinde fark etmek çok zor. Bencilliği seviyoruz çünkü biz. Sadece yanımızda olsun, biz mutluysak olsun. O mutsuz olsa da olsun.
Eşimizi, dostumuzu, sevdiklerimizi bu bencillikten kaybediyoruz işte. Aslında bilsek onlar mutsuz ve biz onların idealleri için bir şey yapamıyoruz. Bıraksak bi yoluna.. O zaman ne kapıları sertçe kapatmak zorunda kalırız, ne de dönülmeyecek yollara gireriz.
İşte böyle dışarıdan bakınca ne güzel anlatılıyor ne güzel anlaşılıyor da gel gör ki yaşayınca hepimiz aynıyız işte.
Hayat.
Tuhaf.
Bencil olmamak demek mesela. Her anlamda.
Sen her şeyini paylaştığın, onun mutluluğu için
Ne mi diyorum?
Onu üzdüğünü bile bile sırf yanında olsun diye yanında kalmasını istemen. Onun ideallerine, geleceğine uygun olmadığını göre göre kendi doğrularınla yaşatmaya çalışman. Evet biliyorum bunu ilişki içinde fark etmek çok zor. Bencilliği seviyoruz çünkü biz. Sadece yanımızda olsun, biz mutluysak olsun. O mutsuz olsa da olsun.
Eşimizi, dostumuzu, sevdiklerimizi bu bencillikten kaybediyoruz işte. Aslında bilsek onlar mutsuz ve biz onların idealleri için bir şey yapamıyoruz. Bıraksak bi yoluna.. O zaman ne kapıları sertçe kapatmak zorunda kalırız, ne de dönülmeyecek yollara gireriz.
İşte böyle dışarıdan bakınca ne güzel anlatılıyor ne güzel anlaşılıyor da gel gör ki yaşayınca hepimiz aynıyız işte.
Hayat.
Tuhaf.
istediğin gibi!
Basittim.
Peşinden koşmak zorunda olmadığın, derdini anlatmak için saatlerce çabalaman gerekmediği kadar..
Bana şarkılar yollamadın, başkalarına yolladın belki de. Kavga etsek de bilirdin, sarılsak bi gülsen geçerdi hepsi.
Bana öyle derin derin yazılar yazmak zorunda hissetmedin hiç. Haklıydın, hep buradaydım işte.
Bi gün olsun gözlerimin içine bakıp güzel olduğumu söyledin mi? Ne gerek vardı ki, her şey güzellik değildi. Ben de güzel değildim zaten.
Koruyup kollardın önceleri artık öyle davranmıyordun. Nasılsa ben hallederdim değil mi? Şimdiye kadar sen yoktun ki.
Huzurla uyumanın tadını unuttum.
Kapıyı da kilitlemiyorum artık.
Her şey istediğin gibi işte.
İçindeki hayvan benimle ortaya çıktı..
Keşke sen de bu kadar sevmeseydin.
9 ay 10 gün
İçimde büyüttüğüm çocuk. Şefkatle beslediğim, birlikte büyüdüğüm çocuk.
Ağlıyordum çok fazla. Sebebi bilinmiyordu ki yıllardır işte. İçinde bir çocuk varsa, duygusal oluyordun fazlasıyla. 9 ay 10 gün boyunca ilk günkü hevesle sevdim. İlk günkü hevesle istedim. Müthiş bir armağandın hayatıma.
Attığın her tekmede gülümsedim. Canım acıdı ama gülümsedim. Büyüyünce geçecekti hepsi.
Herkes bilsin istedim, herkese söyledim 9 ay 10 gündür içimde büyüttüğüm sevdayı. Gurur duydum, mutlu oldum. Erken dediler, olmaz dediler. Olur dedim. Taşıyacağım, büyüteceğim içimde onu dedim.
Herkese ve her şeye karşı savundum seni. Bizi.
Bu gün tam 9 ay 10 gün oldu. Ölü doğdun.
Aslında hiç olmamışsın, aslında hep ölüymüşsün orada. Ben yaşatmışım seni aylarca. Beni de hasta etmişsin hatta. Neredeyse beni de öldürüyormuşsun.
Yaşıyorum diye sevinemedim. Aylarca içimde biri yaşıyor diye sevinmiştim. Nası heyecanlıydım birbirimize muhtacız diye. Hiç yokmuşsun sen aslında. Orada öylece durmuşsun bedeninle. Hiç olmamışsın.
İnsanın zoruna gidiyor. 9 ay 10 gün boyunca olmayan bir şeye inanmak. Verdiğini sandığın her tepkinin yalan olduğunu öğrenmek..
Bir gün birinin içinde büyüyüp doğarsan çocuk, sevmek nedir anlarsın. Doğduğunda hüngür hüngür ağlayarak anlayacaksın.
Ben çok isterim, bi gün sen de ‘sevmek nedir’ bil. Ama kimsenin canını yalanlarınla yakma çocuk. Seninki bir kere yanacak. Ölmek isteyeceksin. Nasıl bir boşluğa düştüm diyeceksin. Her şey anlamsız, her şey o kadar boş gelecek ki. Güvenmeyeceğim diyeceksin. Bir daha asla diyeceksin. Aylarca kendine gelemeyeceksin. Kaybettiğin için çok üzüleceksin bi gün.
Bi zaman sonra sevmek bu değilmiş, bu bencillikmiş diyeceksin. Sevmek, karşındakini mutlu edemediğini fark edip, gitmesine ses etmemekmiş. Bileceksin. Birini sevmek, gerçekten onun mutluluğuna izin vermek demekmiş bileceksin. Senle ya da sensiz. Ha sorarsan, ben seni mutlu ederdim adım gibi eminim çocuk. Ama sen benimle mutlu olmak istemedin.
Yaşa çocuk. İyiyi, kötüyü, aşkı, nefreti, sevdayı, kara sevdayı. Sonra daha ilk görüşte birinin senin hayatına ne anlam katacağını, neler alıp götürebileceğini bilirsin.
Ben yaşadım. Her şeyim gitti. Her şeyim. Sen hayatım dedin, ben senin hayatın değildim. Ben her şeyim dedim, sen benim her şeyimdin.
Ve bir daha kimseye içini dolduramadığın cümleler kurma, sözler söyleme.
Ben seni sevmekten hiç utanmadım. Utanmıyorum senin gibi çocuk.
Büyü çocuk.
En kötüyü gör ki, en iyinin kıymetini bil.
Anlayacaksın.
Zor olacak ama anlayacaksın.
Ağlıyordum çok fazla. Sebebi bilinmiyordu ki yıllardır işte. İçinde bir çocuk varsa, duygusal oluyordun fazlasıyla. 9 ay 10 gün boyunca ilk günkü hevesle sevdim. İlk günkü hevesle istedim. Müthiş bir armağandın hayatıma.
Attığın her tekmede gülümsedim. Canım acıdı ama gülümsedim. Büyüyünce geçecekti hepsi.
Herkes bilsin istedim, herkese söyledim 9 ay 10 gündür içimde büyüttüğüm sevdayı. Gurur duydum, mutlu oldum. Erken dediler, olmaz dediler. Olur dedim. Taşıyacağım, büyüteceğim içimde onu dedim.
Herkese ve her şeye karşı savundum seni. Bizi.
Bu gün tam 9 ay 10 gün oldu. Ölü doğdun.
Aslında hiç olmamışsın, aslında hep ölüymüşsün orada. Ben yaşatmışım seni aylarca. Beni de hasta etmişsin hatta. Neredeyse beni de öldürüyormuşsun.
Yaşıyorum diye sevinemedim. Aylarca içimde biri yaşıyor diye sevinmiştim. Nası heyecanlıydım birbirimize muhtacız diye. Hiç yokmuşsun sen aslında. Orada öylece durmuşsun bedeninle. Hiç olmamışsın.
İnsanın zoruna gidiyor. 9 ay 10 gün boyunca olmayan bir şeye inanmak. Verdiğini sandığın her tepkinin yalan olduğunu öğrenmek..
Bir gün birinin içinde büyüyüp doğarsan çocuk, sevmek nedir anlarsın. Doğduğunda hüngür hüngür ağlayarak anlayacaksın.
Ben çok isterim, bi gün sen de ‘sevmek nedir’ bil. Ama kimsenin canını yalanlarınla yakma çocuk. Seninki bir kere yanacak. Ölmek isteyeceksin. Nasıl bir boşluğa düştüm diyeceksin. Her şey anlamsız, her şey o kadar boş gelecek ki. Güvenmeyeceğim diyeceksin. Bir daha asla diyeceksin. Aylarca kendine gelemeyeceksin. Kaybettiğin için çok üzüleceksin bi gün.
Bi zaman sonra sevmek bu değilmiş, bu bencillikmiş diyeceksin. Sevmek, karşındakini mutlu edemediğini fark edip, gitmesine ses etmemekmiş. Bileceksin. Birini sevmek, gerçekten onun mutluluğuna izin vermek demekmiş bileceksin. Senle ya da sensiz. Ha sorarsan, ben seni mutlu ederdim adım gibi eminim çocuk. Ama sen benimle mutlu olmak istemedin.
Yaşa çocuk. İyiyi, kötüyü, aşkı, nefreti, sevdayı, kara sevdayı. Sonra daha ilk görüşte birinin senin hayatına ne anlam katacağını, neler alıp götürebileceğini bilirsin.
Ben yaşadım. Her şeyim gitti. Her şeyim. Sen hayatım dedin, ben senin hayatın değildim. Ben her şeyim dedim, sen benim her şeyimdin.
Ve bir daha kimseye içini dolduramadığın cümleler kurma, sözler söyleme.
Ben seni sevmekten hiç utanmadım. Utanmıyorum senin gibi çocuk.
Büyü çocuk.
En kötüyü gör ki, en iyinin kıymetini bil.
Anlayacaksın.
Zor olacak ama anlayacaksın.
Madalyonun iki yüzü
ÜSTÜNDEN ZAMAN GEÇINCE HER ŞEY GIBI DEĞERSIZ OLACAKLARDI. BEN DE YAZDIM, HEP DEĞERLI KALSINLAR DIYE.
Saçlarımdaki beyazlar çoğaldı işte.
Geceleri uyuyamaz oldum. Ki bilirsin uykuyu çok severim.
Gülüyorum. Zaman zaman gözlerim doluyor ama gülüyorum.
Bir sürü yeni insanla tanıştım. Tanıştım ki onların hikayesini dinleyip kendimi unutayım.
Olmadı.
Yine en çok ben anlattım. Yine hep ben üzüldüm.
Yürürken birden bir şarkı duydum yolda, hüngür hüngür ağladım.
Ama ölmedim.
Çirkinleşmedim, kendimi kaybedip sağa sola saldırmadım.
Eve gelmek istemedim hiç.
Ama ölmedim işte.
Ölmek neyse artık.
5/20/2013
Hem tertemiz vicdan sahibidir, melektir, hem de hayvan..
Baya bi zaman önce arastirmacilar bu konuyu bilimsel ve tip'en cözmeye calistiklarini tv'de izlemistim. Bi insan baskasindan hoslanip asik oldugu zaman, kanda hormonlar degisiyormus (dopamin, feretenon, vs.). Yani kandan birisinin asik olup olmadigini tespit edebiliyorlar. Bunun süreside ortalama bes ay ve en fazla iki sene sürebiliyormus. Ask buymus?
Hz. Mevlana'nın evrensel bakış açısını anlatan bir sözü:”Allah'ın yarattıklarından üçüncü kısmı ise insanlardır, âdemoğullarıdır! Bunlar; yarı yaratılışları bakımından melektirler, yarı yaratılıştan bakımından da eşektirler!
İnsan; yaratılışı gereği, eşek olan yarısı ile aşağılıklara, belden aşağı duygulara meyleder. Melek olan öbür yarısı ile de başı göklere yönelir, yücelikler arar, akla uygun şeylere kendini verir.
Hakk'ın yarattıklarından ilk iki kısım, yani meleklerle hayvanlar, zıtlarla uğraşmaktan, savaşmaktan uzak, rahat ve huzur içinde, kendi normal hayatlarını yaşamaktadırlar. Fakat üçüncü kısım, yani insan ise, iki zıt huy sahibidir: Hem tertemiz vicdan sahibidir, melektir, hem de hayvan! Bu yüzden de aklı ve şehveti ile uğraşıp durmaktan azap içindedir.”
Gururumdan, sinirimden, sana aci verdigim zaman, dile kolay olup yüregime zor olup, ardindan geri aciyip üzülüyorum. Icimdeki cocuk olan esek incidiginden yapiyor ve sonra ben üzülüyorum. Bunun iyi bisey olmadigini biliyorum. Komik bir durum denilenebilir ama degil.
Ayni dili konusan degil, ayni duygulari paylasanlar anlasabilirmis Merve!!!
Demedim mi sana, gitme oraya; seni tanıyan, bilen ben'im ancak;
şu yokluk serabında hayat pınarın ben'im.
Kızıp uzaklaşsan da yüz yıllık yola gitsen, sonunda dönüp gene bana gelirsin;
son durağın ben'im demedim mi?
Demedim mi sana, dünyanın süsüne razı olma;
senin razı olacağın otağın ressamı ben'im ancak.
Demedim mi sana deniz ben'im, sen bir balıksın;
karaya gitme; arı duru denizin ben'im ancak.
Sana, kuşlar gibi tuzağa gitme;
haydi gel, kolundaki, kanadındaki kuvvet ben'im demedim mi?
Demedim mi sana, keserler yolunu, soğuturlar seni;
ateşin, coşkun, sıcaklığın ben'im ancak.
Demedim mi, yakıştırırlar sana kötü kötü sıfatlar; sen olursun kaybeden;
halbuki sıfatlarının kaynağın ben'im ancak.
Demedim mi sana; "kulun işi gücü hangi sebeple düzene girer acaba?" deme;
sebepsiz, cihetsiz yaratıcı ben'im ancak.
Gönlünde bir ışık varsa bil bakalım, nerede evinin yolu;
Tanrı sıfatlıysan eğer, bil ki ev sahibin, efendin ben'im ancak.
Hz. Mevlana'nın evrensel bakış açısını anlatan bir sözü:”Allah kadını erkek onunla huzura kavuşsun, rahatlasın, ona eş olsun diye yarattı, Hz. Âdem nasıl olur da Hz. Havva'dan ayrılabilir?
Erkek, yiğitlikte Zaloğlu Rüstem olsa, kahramanlıkta Hz. Hamza'yı bile geçse, kendi kadınının esiridir. “
Iyi sabahlar
Inscription à :
Commentaires (Atom)
