12/18/2012

tıp tarihi

M. Ö. 2000 ..... Al bu otu ye.
M. S. 1000 ...... O ot kötü, al bu duayı oku.
M. S. 1250 ...... O dua batıl inanç, al bu iksiri iç.
M. S. 1500 ...... O iksirin ne faydası var, al bu hapı yut.
M. S. 1750 ...... O hap etkisiz, al bu antibiyotiği iç.
M. S. 2000 ...... O antibiyotik kimyasal, al bu otu ye.

hayatınız seçtiğiniz kadındır

Harun Reşit savaşta esir aldığı düşman Generale : 

-Hayatını bağışlarım ama bir şartım var , der.
'Kadınlar hayatta en çok ne ister?' budur bilmek istediğim...
Bu sorunun yanıtını getir kurtar kelleni der.

General sorar soruşturur bu çetin sorunun yanıtını aramaya başlar
ve Kafdağındaki bir cadının bunu bildiğini öğrenir....
Günlerce gecelerce at koşturur, cadıyı bulur ve sorar:

-Kadınlar hayatta en çok ne ister?

Korkunç cadı yanıt için öyle bir şart ileri sürer ki
yenilir yutulur cinsten değil.....

-Evlen benimle!!!!....
O zaman öğrenirsin ancak istediğini...


Bu ölümcül teklifi kabul eder General ve doğru yanıtı alır almaz
koşar Harun Reşit'e ve :

-Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister!.

Harun Reşit Generalin hayatını bağışlar
ancak cadıya da evlenmek için söz vermiştir.
Neyse evlenirler. İlk gece General bir bakar ki , o korkunç cadı
dünyalar güzeli bir afete dönüşmüş karanlık odada..
Konuşur cadı :

- Benim kaderim böyle....
Günün sadece yarısı güzel olabilirim ,
diğer yarısı çirkinim der.
Ne dersin? Geceleri seninleyken mi güzel olayım ,
yoksa gündüzleri dışardayken mi?..

General düşünür ve :
sen bilirsin kararı kendin ver der.
İşte o an korkunç cadı sonsuzadek güzel bir kadın olarak kalır....

Peki bu öyküden çıkarılacak 3 ders nedir???

1.Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek isterler.
2.Özgür iradesiyle hareket eden bir kadın her zaman güzeldir.
3.İster güzel olsun, ister çirkin olsun her kadın aslında bir cadıdır ;)

Hayatınız seçtiğiniz kadındır..
Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz,
bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz ,
zeki bir kadına rastlarsanız zekanız gelişir.

Hayat kat kattır.
Babil'in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir
ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür.

Ve bugün durduğunuz teras , seyrettiğiniz manzara ,
gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası ,
manzarası ve hayatıdır..

Hayatınız seçtiğiniz kadındır..


karıma mektup!

Bir tanem! 

Son mektubunda : 
"Başım sızlıyor 
yüreğim sersem!" 
diyorsun. 
"Seni asarlarsa 
seni kaybedersem;" 
diyorsun; 
"yaşıyamam!" 
Yaşarsın karıcığım, 
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda; 
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı 
en fazla bir yıl sürer 
yirminci asırlılarda 
ölüm acısı. 
Ölüm 
bir ipte sallanan bir ölü. 
Bu ölüme bir türlü 
razı olmuyor gönlüm. 
Fakat 
emin ol ki sevgili; 
zavallı bir çingenenin 
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli 
geçirecekse eğer 
ipi boğazıma, 
mavi gözlerimde korkuyu görmek için 
boşuna bakacaklar 
Nâzıma! 

    

Ben,
alacakaranlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız
yarı kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim...
Karım benim!
İyi yürekli,
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim;
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
daha dâva ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın.
Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer
bana fanile bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı.
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli 
bir mahpusun karısı..

evlerin ışıkları bir bir yanarken..

...

Sonra sabah oluyordu.

İnsanlar uyanıyor, sokaklarda yürüyor, caddelerden hayat akıyordu. Yağmur yağıyor, yağmur duruyor, sucular evlere su taşıyor, balkonlardan örtüler çırpılıyordu. Çocuklar okula gidiyor, okuldan dönüyor, oyun oynuyorlardı.

Akşam oluyordu yine. Yine yanıyordu evlerin ışıkları. Bana inat hayat devam ediyordu. Beni hiç iplemeden, beni kenara iterek, beni öğüterek, un ufak ederek sürüyordu hayat.

Mutfaklarda yemekler pişiyor, televizyon başında diziler izleniyordu. Birileriyle dalga geçiyordu radyoda bir DJ...

Bilmediği bir kederi biliyormuş gibi anlatıyordu bir başkası. Geceleri acıyla uyanıyordum acıyla daldığım uykudan. Bitmeyeceğini sanıyordum...

Bittiğinde belki de en çok ben şaşırdım...


the flea by john donne - seni ısıran sinek gelsin beni de ısırsın şiiri!


























Mark but this flea, and mark in this,
How little that which thou deniest me is ;
It suck'd me first, and now sucks thee,
And in this flea our two bloods mingled be.
Thou know'st that this cannot be said
A sin, nor shame, nor loss of maidenhead ;
Yet this enjoys before it woo,
And pamper'd swells with one blood made of two ;
And this, alas ! is more than we would do.

O stay, three lives in one flea spare,
Where we almost, yea, more than married are.
This flea is you and I, and this
Our marriage bed, and marriage temple is.
Though parents grudge, and you, we're met,
And cloister'd in these living walls of jet.
Though use make you apt to kill me,
Let not to that self-murder added be,
And sacrilege, three sins in killing three.

Cruel and sudden, hast thou since
Purpled thy nail in blood of innocence?
Wherein could this flea guilty be,
Except in that drop which it suck'd from thee?
Yet thou triumph'st, and say'st that thou
Find'st not thyself nor me the weaker now.
'Tis true ; then learn how false fears be ;
Just so much honour, when thou yield'st to me,
Will waste, as this flea's death took life from thee.

elma şarap kadın

Kadınlar ağactaki elma gibidir. En iyileri en üst dallarda bulunur.
Erkeklerin çoğu düşüp incinmekten korktukları için üst dallara uzanmak istemezler. Onun yerine yere düşmüş çürükleri

toplarlar çünkü onları elde etmek daha kolaydır. Yukarıdaki elmalar ise kendilerinde ararlar suçu ve sorarlar nerede

hata yapıyorum diye.

Aslında gerçekten hatasız ve muhteşemlerdir. Sadece doğru erkeğin ortaya çıkıp cesaretini ve

yüreğini toparlayıp o üst dallara ulaşmasıdır bütün olay. Bunu iyi elma olan bütün kadınlarla dalından toplanmış

olsalar bile paylaşın...


Erkekler ise... erkekler ise iyi birer şarap gibidir. Koruk olarak başlarlar, mayhoş ve tatsız. Kadınlar tarafından

canları çıkana kadar çiğnendikten sonra ancak bir yemeğin yanında gidecek kadar tatlanırlar...


Waldorf Astoria

kadinsa kadin doktor spiedell
dudaklari kalin
bugulu
üstüne yoktur linda'nin doktor spiedell
benim linda'nin
(bir içim su)
karanlikta sigara içiyor doktor spiedell
şehvetli
tembel
uykulu

ah doktor spiedell siz yok musunuz
neden durumu anla miyorsunuz
orta dogu'dan vazgeçin diyorum size
zaten alişverişi nedir orta dogu'nun
güney dogu asya'yi alsaniz elinize
ah doktor spiedell ne işler çevrilir
haksizlik neresinde bunun

müzikse müzik doktor spiedell
işte bakin
bunlar orlean cazcilari tek tek
işte doc smithy
crazzy pat işte
işte dikenli trompetler kavgaci kontrbaslar
öyle mi wagner'i seversiniz demek
(ah doktor spiedell siz avrupalilar)
demek çelik migferli profili bismarc'in
gözlerinizi doldurur her dinleyişte
birakin doktor spiedell
birakin
birakin eski prusya'nin köhne ugultusunu
işte king barnett
georgia blues işte

yanlişiniz var doktor spiedell
yanlişiniz
canim sir cunnungham'i tanimaz misiniz
- ...londra'da nasil konuşmuştuk diyecek
londra'da diyecek
i.g. farben için
(yani sizin için doktor spiedell)
orta dogu diyecek hesapta var miydi
siz de bilirsiniz ki doktor spiedell
imperial chemical industries demek
beş aşagi beş yukari
sir cunningham demek
orta dogu zaten bir ingiliz pazariydi
sizin için hesapta var miydi doktor spiedell
ama dogru söyleyin
hesapta var miydi

viskiyse viski doktor spiedell
hem de sevdiginiz
black and white
gönüller şen olsun doktor spiedell
nasilsa içebiliriz
henüz saat
o kadar geç degil ki
prosit doktor spiedell
prosit
yari geceden sonra başlar
newyork'ta hayat


Waldorf Astoria - NYC