8/26/2013

Çok kıymetli bir şey bulursun. Sonra bulduğuna pişman olursun. Çünkü nereye koyacağını bilemezsin.


8/15/2013

Whisky ya da Whiskey

Viski başka hiçbir içkiye benzemiyor, hiçbir içki (belki rakı hariç) onun kadar karakterli değil. Ama tabi sonuçta seçim meselesi, viskiyi sevmiyor olabilirsiniz.Ancak burada olduğunuza göre viskiye karşı boş değilsiniz..Viski, karakterini içindeki baskın aromalardan alıyor. Belki de hazırlanışı şaraptan bile daha meziyetli bir içki. Kaliteli bir viskinin tadını hiçbir zaman unutmuyorsunuz ve bilinenin aksine viski robdöşambr ve bademe gerek olmaksızın da içilebiliyor..

  • Viski kelimesi, Kelt dilinde ab-ı hayat (hayat suyu) anlamında kullanılan “usquebaugh” kelimesinden geliyor


  • Viskinin atası ünlü bir içki türü olan Ferintosh’tur

  • İskoçya, İrlanda, Kanada ve ABD viskiyi en çok üreten ülkeler arasındadır

  • İskoç viskileri üretildikleri bölgelere göre İslay, Highland, Lowland, Spyside isimlerini alırlar

  • Viski şişesi üzerinde “Whisky” yazarsa İskoçya, Kanada, Japonya “Whiskey” yazıyorsa İrlanda, Amerika üretimidir

  • Viski tahıl maltının önce mayalandırılıp sonra damıtılmasından üretilir

  • Viski harmanlamadan sonra tatlarının birbirine iyice karışması için birkaç ay daha fıçılarda dinlendirilir..
  • Bu süreye “Evlendirme Süresi” denilir.

  • Kaliteli viskiler, çeşni katması bakımından içinde İspanyol şarabı bekletilmiş “Sheery” adlı fıçılarda dinlendirilir

  • Sherry fıçıları, Bourbon fıçılarından beş kat daha pahalıdır

  • Malt viskinin tadına katkı eden 800 kimyasaldan 400′ü saptanmıştır, Ve bunların 44’ünün viskilerin bekletildiği fıçılardan alınan tat olduğu tespit edilmiştir

  • Bunun yanı sıra J&B adlı viski tam 42 çeşit viskinin harmanlamasıyla üretilmiştir

  • Viski dinlendirmeleri birkaç yıl olabileceği gibi, 20 yıldan fazla da olabilir

  • Sek içilen viskilerin 12 yıl, buzla içilen viskilerin ise en az 3 yıl bekletilmiş olmaları gerekir

  • Bir viskiye resmi olarak İskoç viskisi denilebilmesi için yıllandırma süresi en az 3 yıl olmalıdır

  • Dinlendirme sürecinde alkolün uçucu özelliği ile viskinin bir kısmı azalır ve bu azalma “meleklerin payı” olarak adlandırılır

  • Şişe üzerinde yazan viski tarihleri harmana giren en genç viskinin tarihidir

  • İskoçya’da kayda geçmiş en eski damıtım 1494 tarihini taşır.

  • Damıtım evlerinin başında baş damıtıcılar bulunur. Bu kişiler tat, mayalama, fermante etme gibi işlemlerde ince kararlar verir.

  • İskoç Parlamentosu popülerlik sonucu 17. yüzyılın sonunda viskiye ilk vergileri koymuştur.

  • Viski çıktığı dönemde hayatın uzaması, çiçek hastalığı, felç gibi birçok durum için doktorlar tarafından tavsiye edilmiş, reçetelerde yer almıştır.

  • Şu anda İskoçya’da viski üretimi, başlı başına bir sektördür. 120 tane viski damıtım evi bulunur.

  • Buzlu viski içimine “On The Rocks” adı verilir.

  • Viskiyi içindeki tatları keşfetmek için içtiğiniz özel anlarda, birkaç tatlı kaşığı kadar su katarak temsili koku ve tatları açığa çıkarabilirsiniz.

  • Viskiye meyve suları, kola veya çeşitli katkı maddeleri konmamalıdır. Viski bir karışım içkisi değildir.

  • Viskilerin renkleri kaliteleri hakkında bilgi vermez.

  • Viski içerken yan besinlerinizi iyi belirlemeniz gerekmektedir. Mesela İrlandalılar viski ile bira içerler.

  • Fakat genel olarak tuzlu kuruyemiş, füme balıklar ve kuru etler tercih edilmektedir.

  • Hatırlatmakta fayda var: Viskiyi bir diğerinden ayırt etmek çok zor iştir.

  • Bir araştırmaya göre insanların %95′i bir viskiyi diğerinden ayırt edemez.

  • IWSR şirketinin yayınladığı rapora göre ise 2012 dünya viski tüketim oranı tam 1.47 milyar litredir.

Afiyet Olsun !

8/01/2013

Şehirli kadınlar.

Evet. Benim de içinde olduğum, karmaşanın ortasında büyüme çabasına girip sonra da aslında istediklerinin hissiyattan ziyade gereksinim olduğunu fark eden kadınlar.

Mutlu olamıyoruz. Çünkü kadın olamıyoruz. Çalışan, kendini geçindirecek parayı kazanan, en az erkekler kadar başarılı olmaya çalışan kadınlar. Şartlar itibariyle erkek gibi büyüyoruz. Normal şartlarda bir erkekten beklentimizi zaten kendi kendimize tamamlamış oluyoruz. Ama kadınız ya, içgüdüsel olarak bir erkeğin korumasına, kollamasına ihtiyaç duyuyoruz.

Bu ihtiyaç itibariyle evlenmek, ilişki sürdürmek, mutlu olmaya çabalamak istiyoruz. İlişkilerimiz sürmüyor. Her şey gerçek bir kadın-erkek ilişkisi gibi olmuyor. Çünkü kadın, mevcut durum itibariyle kadın gibi davranmayı unutuyor. Erkek gibi davranıyor ve erkekte eksik olan vicdanı bu erkeksilikle tamamlamaya çalışıyor.

Keza erkekler de öyle. Kadının sırtından, bilgisinden, çevresinden beslenen adamlarla dolu ortalık. Kadın başarılı, paralı, güçlü olunca bu sefer erkek de rol değiştiriyor. Bu sefer erkek sırtını yaslamak istiyor. Erkek, erkek olduğunu unutuyor. Elbette hayat müşterek ama erkek bu durumda bunca zaman işleyen yapıdan sapıp, bunu ‘zamanın getirisi’ olarak adlandırıyor.

Şehirli kadınlar, neredeyse her şeye sahip. Bir tek çocuk sahibi olamıyor. (Aslında o bile mümkün artık) Ama toplum baskısı ama elalem ne der zırvası yüzünden bi noktadan sonra ‘mantık evliliği’ yapıyor. Geçinemediğinden değil, parası olmadığından değil, aşktan hiç değil zaten. Aşkla evlenen bile zar zor mutlu oluyor. Kadın şikayet etmese bile, kadının gücü adamı yoruyor bi noktadan sonra.

Erkekler olmadan da olmuyor ama. İçgüdüsel çünkü. Korunma, kollanma, sahip çıkılma hissiyatı. Özellikle babasız büyümüş, anne-babası ayrılmış kadınların iş hayatlarındaki güçlü duruşu, işin duygusal kısmında işlemiyor. Fiziksel ve duygusal olarak kendini mutlak bi noktada eksik hissediyor. O eksikliği tamamlamak üzere bir adama ihtiyaç duyuyor.

Adam adam olmadığından, kadının da aşktan dili yanıyor. Aşk bu neden pişmanlık hissiyatı oluyor? Neden nefretle anılıyor o insanlar?

Diyeceğim odur ki, çok zor değil. Kadın her şeye daha duygusal bakan bir varlık olarak hiçbir zaman tamamiyle hissizleşemiyor. Aşık olunca yine 9 yaşındaki bi çocuktan farksız oluyor. Bu durumda iş adama düşüyor. Bir erkek, gerçekten bir erkek gibi davrandığında, kadın da sapına kadar kadın oluyor.

Çünkü biz koca şehirde erkekçe büyüyoruz. Kadın olduğumuzu hissedemezsek, ne istediğimizden emin olabiliyoruz ne de size istediğinizi verebiliyoruz.

İnsan olun. Adam olun lan!



7/31/2013

sizden sonra bayım..

Sizden sonra çok mutlu oldum bayım.

Bir sürü arkadaş edindim, hani diyordum ya artık yeni insanlar tanımak istiyorum diye. Saatlerce sohbet edip bir daha karşılaşınca adını bile anımsayamadığım insanlarla tanıştım.

İçtim. Çok içtim. Çok eğlendim. İstiklal sokaklarında kahkahalarım yankılandı. Bunca yıldır içmediğimin acısını çıkarırcasına içtim. Her şeyi içtim.

Sizden sonra çok şey okudum. Bir sürü değişik kitap, blog, dergi.. Ayırmadan hepsini okudum. En çok da yazdım. Okuduklarımdan bağımsız hep yazdım. Kendimi hep yazarak anlattım.

İstanbul’un en güzel semtlerinde dolaştım. Kuzguncuk, Beyoğlu şimdi de Balat. Sizin semtinize hiç uğramadım. Bu kez ailenizin çalıştığı yerlerin önünden geçmemeyi tercih ettim.

Sizden sonra hiç üşümedim bayım. Öyle üşütmüşsünüz ki ruhumu, sonraki rutin gülümsemeler bile sıcacık yapmaya yetti.

İlginç değil mi? Anladım ki üşümek psikolojik bir şeydi. Kimseye sığınma ihtiyacı duymuyordum artık, o yüzden üşümüyordum da. Bunu fark ettiğimden beri hiç üşümedim.

Sizden sonra sevmeyi öğrendim. Sizin beni sevmeyişinizin öğretisiydi adeta. Bi insan severse ne yapmaz çok iyi öğrendim. Çok iyi öğrettiniz.

Sizden sonra bayım.

Sizden sonra hepsi.

Sizden sonra işte..